KKP Parti Meclisi Sonuç Bildirisi: Ortadoğu Yeniden Şekillenirken Kürdistan'ın Geleceği ve Mücadele Hattımız

Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Parti Meclisi, 28 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirdiği olağan toplantının ardından siyasi sonuç bildirisini kamuoyuyla paylaştı.

KKP Parti Meclisi, Ortadoğu'daki yeni güç dengelerini, Türkiye'deki rejim krizini, Kürt meselesini ve ulusal birlik sorununu değerlendirdi. Bildiri, önümüzdeki dönemin siyasal görevlerini ve mücadele hattını kamuoyuyla paylaşıyor.

KKP PARTİ MECLİSİ SONUÇ BİLDİRİSİ

Toplantı tarihi: 28 Haziran 2026

Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Parti Meclisi, Ortadoğu’da siyasal dengelerin köklü biçimde değiştiği, emperyalist müdahalelerin bölgenin geleceğini yeniden şekillendirmek istediği ve Kürdistan’ın statüsünün her zamankinden daha fazla uluslararası ve bölgesel güç mücadelelerinin konusu haline geldiği tarihsel bir dönemde olağan toplantısını gerçekleştirmiştir.

Parti Meclisimiz, uluslararası ve bölgesel gelişmeleri, Türkiye’deki siyasal rejimin geldiği aşamayı, “çözüm süreci” olarak adlandırılan gelişmeleri, Kürt ulusal demokratik mücadelesinin güncel sorunlarını ve ulusal birlik meselesini kapsamlı biçimde değerlendirmiş; önümüzdeki dönemin mücadele hattına ilişkin aşağıdaki tespitleri kamuoyuyla paylaşmayı gerekli görmüştür.

Ortadoğu’da Yeni Paylaşım Savaşı ve Kürdistan

Ortadoğu, uzun yıllardır devam eden krizlerin ötesine geçmiş; küresel güçlerin ve bölgesel aktörlerin müdahaleleriyle yeni bir paylaşım savaşının alanı haline geldi. Bu süreç yalnızca mevcut devletler arasındaki güç dengelerini değil, aynı zamanda Kürdistan’ın geleceğini de doğrudan etkilemektedir. Bölgenin yeniden şekillendiği böylesi bir dönemde Kürt halkının statüsü artık yalnızca ulusal değil, bölgesel ve uluslararası bir mesele haline gelmiştir.

7 Ekim 2023 sonrasında başlayan gelişmeler bu sürecin yeni aşamasını oluşturuyor. ABD ve İsrail ekseni, Gazze’de katliam eşliğinde yürüttüğü savaşla Hamas’ı büyük ölçüde geriletmiş; ardından Lübnan ve Suriye’deki İran eksenli güçlere yönelik saldırılarla bölgesel dengeleri değiştirmeye yönelmiştir. İran’a yönelik suikastlar ve sonrasında yaşanan savaş, bu stratejinin devamı niteliğindedir. İran’a doğrudan müdahale girişimi ise ABD-İsrail açısından beklenen sonucu vermemiştir. Taraflar ateşkese ve yeniden müzakere arayışına yönelmek zorunda kalmıştır. Bununla birlikte yaşanan gelişmeler savaşın sona erdiği anlamına gelmemektedir. Ortadoğu’da çatışmaları doğuran temel siyasal ve jeostratejik nedenler ortadan kalkmamıştır. Tam tersine, taraflar yeni bir hesaplaşmaya hazırlanırken savaş daha karmaşık ve tehlikeli bir evreye girebilir.

ABD ve İsrail’in temel hedeflerinden biri, bir asrı aşkın süredir bölgenin siyasal sınırlarını belirleyen Sykes-Picot düzenini kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmek. Ancak bu müdahaleler bölgeye istikrar getirmemiş, tersine Ortadoğu’yu daha kırılgan, daha belirsiz ve daha fazla çatışmaya açık hale getirmiştir. Bugün Ortadoğu için en doğru tespitlerden biri şudur: Eski düzen çözülmektedir; ancak onun yerini alacak yeni düzen henüz ortaya çıkmış değildir.

Bu paylaşım savaşlarının en ağır bedelini ise her zamanki gibi bölgenin emekçileri, yoksulları ve ezilen halkları ödemektedir. Emperyalist müdahaleler, otoriter rejimler ve bölgesel güç mücadeleleri arasında sıkışan milyonlarca insan, yıkımın, göçün ve yoksulluğun yükünü taşımaktadır.

Kürdistan açısından ise gelişmeler daha özgün bir durum taşımaktadır.

İran rejimi, tarihinin en ağır askeri ve siyasal baskısıyla karşı karşıya kaldığı koşullarda dahi önceliklerinden vazgeçmemiş; Rojhilat’ta ki Kürt siyasi güçlerini hedef almaya devam etmiş, Başur’da sivillerin kaldığı PDK-İ kamplarını bombalamaya devam ediyor. Bu durum bir kez daha göstermektedir ki İran rejiminin temel stratejik önceliklerinden biri, hangi koşul altında olursa olsun Kürtlerin ulusal statü kazanmasını engellemektir. Aynı yaklaşım farklı biçimlerde Irak’ta, Suriye’de ve özellikle Türkiye’de de görülmektedir. Sömürgeci devletler kendi aralarındaki çelişkiler ne kadar derin olursa olsun, konu Kürt halkının ulusal demokratik kazanımları olduğunda ortak hareket edebilmekte, farklı politikalarını bu ortak hedef etrafında birleştirebilmektedir.

KKP, bugün Kürt halkının önündeki temel görevin, mevcut ulusal kazanımları korumakla yetinmemek; bunları siyasal, hukuksal ve demokratik güvencelere kavuşturacak ortak mücadeleyi büyütmektir. Çünkü Ortadoğu ile birlikte Kürdistan’ın da yeniden şekilleneceği bu süreçte belirleyici olacak olan, yalnızca uluslararası güç dengeleri değil, Kürt halkının kendi siyasal iradesi ve örgütlü mücadelesidir.

“Çözüm” Süreci, Kürt Meselesi ve Rejim Krizi

Ortadoğu’da yaşanan yeni süreç Türkiye’nin iç siyasetini ve Kürt meselesine yaklaşımını da doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle bugün Türkiye’de “çözüm süreci” adı altında yürütülen gelişmeler, bölgesel siyasal dengelerden bağımsız değerlendirilemez.

Parti Meclisimiz, yaklaşık iki yıldır devam eden süreç, bugüne kadar Kürt halkının temel ulusal demokratik talepleri açısından herhangi bir somut ilerleme üretmemiştir. Hatta Kürt melesinin sonuçları olan Siyasal tutsaklar serbest bırakılmamış, kayyım uygulamalarına son verilmemiş, Kürt halkının anayasal tanınmasına ilişkin hiçbir adım atılmamış, sürekli gündeme getirilen “Çerçeve Yasa” ise sürekli ertelenmiştir. Böylece süreç, iktidar tarafından gerçek bir demokratik çözüm arayışından çok, iç ve dış siyasal ihtiyaçlara göre yönetilen bir seçim ve denge politikasına dönüştürülüyor.

Bunun temel nedeni açıktır. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana Kürt meselesini demokratik ve siyasal yöntemlerle çözmeyi hedefleyen bir stratejiye hiçbir zaman sahip olmamıştır.

Öncelikle meselenin adı doğru konulmalıdır.

Türkiye’de çözüm bekleyen mesele “terör sorunu” değil, Kürt halkının Ulusal Kaderini Tayin Hakkı temelinde varlığının ve ulusal demokratik haklarının tanınması sorunudur.

Devlet ise yaklaşık bir asırdır “Kürt meselesi yoktur” anlayışını farklı biçimlerde sürdürmektedir. Kürt halkının varlığını anayasal güvenceye kavuşturmayan bu yaklaşım, yalnızca Kürtleri değil Türkiye’nin demokratikleşmesini de ağır biçimde tahrip etmiştir.

Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesine yönelik her girişim, çoğu zaman “Kürtler de bu haklardan yararlanır” kaygısıyla sınırlandırılmış ya da etkisiz hale getirilmiştir. Bu nedenle Kürt meselesi ulusal özgürlük sorunu değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesinin de önündeki en temel yapısal engellerden biri haline gelmiştir.

Kürt halkı özgürlüğüne kavuşmadan Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi mümkün değildir. Aynı şekilde Türkiye demokratikleşmeden de Kürt halkının ulusal demokratik haklarının güvence altına alınması zordur. Bu iki mücadele birbirini dışlayan değil, birbirini etkileyen tarihsel süreçlerdir.

Türkiye’de yaşanan son gelişmeler, yalnızca Kürt meselesindeki çözümsüzlüğü değil, devletin kendi siyasal yapısındaki krizi de daha görünür hale getirmiştir.

19 Mart sonrasında ana muhalefete yönelik müdahaleler ve siyasal alana dönük baskılar, rejim tartışmalarını yeni bir aşamaya taşımıştır. Yaşananlar yalnızca iktidar ile muhalefet arasındaki olağan bir siyasal rekabet olarak değerlendirilemez. Bugün Türkiye’de siyasal iktidarla devlet aygıtı arasındaki sınırlar büyük ölçüde ortadan kalkmış; devlet kurumları giderek daha fazla iktidarın siyasal ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir. Bu sürecin mevcut iktidarın istediği biçimde sonuçlanması halinde, Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar farklı biçimlerde devam eden Kemalist devlet düzeni yeni bir evreye girerek yerini otokratik ve katı merkeziyetçi bir yönetim modeline bırakacak.. Böyle bir gelişme, yalnızca rejimin niteliğini değiştirmekle kalmayacak, seçimlerle iktidarın değişebilirliği ilkesini de ciddi biçimde tartışmalı hale getirecek.

AKP iktidarının temel siyasal hedefi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidarını ve AKP’nin devlet üzerindeki hâkimiyetini kalıcılaştırmaktır. Bu doğrultuda muhalefete yönelik baskılar artarken, Kürdistan’da da kayyım politikaları sürdürülmekte; halkın sandıkta ortaya koyduğu irade çeşitli yöntemlerle etkisizleştirilmektedir. Seçim sonuçlarını tanımayan bu anlayış, yalnızca Kürt halkının iradesine değil, Türkiye’deki demokratik siyasal yaşamın bütününe zarar vermektedir.

KKP; Türkiye’nin içinde bulunduğu rejim krizi, Kürt meselesinden bağımsız değildir. Kürt halkının varlığı ve ulusal demokratik haklarının inkârı sürdükçe, Türkiye’de kalıcı bir demokratikleşme zemininin oluşması da mümkün olmayacak.

Ulusal Birlik Sorunu ve KKP’in Tutumu

Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, Kürt halkının ulusal birlik ihtiyacını her zamankinden daha yakıcı hale getirmiş. Kürdistan’ın dört parçasında yaşanan siyasal gelişmeler, ortak hareket edebilen bir ulusal iradenin önemini her geçen gün daha açık biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bugüne kadar başta Kuzey Kürdistan’da ulusal birlik çalışmaları istenilen düzeye ulaşamamıştır.

Bunun temel nedeni, ortak bir ulusal program ve ortak siyasal hedefler konusunda yeterli mutabakatın sağlanamamasıdır. “Nasıl bir ulusal birlik?” ve “Hangi temel hedefler etrafında birlik?” sorularına ortak yanıt üretilemediği sürece, kurumsal ve kalıcı bir ulusal ittifakın oluşturulması mümkün görünmemektedir.

Ulusal birlik, herhangi bir siyasal merkezin etrafında hizalanmak ya da farklılıkları ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Asıl olan, Kürt halkının ortak ulusal demokratik çıkarlarında buluşabilmek; görüş ayrılıklarını ise demokratik siyasal rekabetin doğal bir parçası olarak görebilmektir.

Bugün sömürgeci devletler, kendi aralarındaki çelişkiler ne kadar derin olursa olsun, konu Kürt halkının kazanımları olduğunda ortak hareket edebilmektedir. Buna karşılık Kürt siyasal hareketlerinin aynı ortak iradeyi oluşturmakta zorlanması, üzerinde düşünülmesi gereken tarihsel bir sorun. KKP, bu gerçeğin ideolojik önyargılardan uzak, soğukkanlı ve eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.

Kürdistanlı yurtseverlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin ve komünistlerin mücadelede elde edilen kazanımları sahiplenmesi hayatidir. Ancak kazanımları koruyabilmenin yolu, eksiklikleri görmezden gelmekten değil, onları cesaretle tartışabilmekten geçmektedir. Bu nedenle iyimserlik ile gerçekçilik arasındaki denge korunmalıdır. Siyasal mücadelede umut kadar gerçeklik duygusu da belirleyicidir. İstek ile nesnel siyasal koşullar arasındaki ilişki doğru kurulmadığında, doğru stratejiler geliştirmek de mümkün olmayacak.

KKP, Kuzey Kürdistan’daki bütün Kürdi siyasi partiler arasında kalıcı ulusal birliğine giden yolda ilk adım olarak bir Koordinasyon Mekanizmasının oluşturulması yönündeki önerisinin arkasında durmaya devam etmektedir. Böyle bir yapı, ortak tutum alınabilecek konularda birlikte hareket edilmesini sağlayacak; görüş ayrılıklarının bulunduğu alanlarda ise diyalog, istişare ve karşılıklı güven kanallarının açık kalmasına katkıda bulunacaktır.

Ulusal birlik yalnızca bugünün değil, Kürt halkının geleceğinin de en önemli siyasal meselelerinden biridir. Bu nedenle birlik arayışı dönemsel gelişmelere göre değişen taktik bir yaklaşım değil, uzun vadeli stratejik bir hedef olarak ele alınmalıdır.

Mücadele Hattı ve Sonuç

Parti Meclisimiz, önümüzdeki dönemin siyasal görevlerini aşağıdaki temel başlıklar altında belirlemiştir:

Kürt halkının ulusal demokratik haklarını savunma ve bu mücadeleyi daha güçlü toplumsal ve siyasal zeminlere taşıma çalışmalarını geliştirmeye,

Emekçiler arasında sınıf siyasetini güçlendirmek; sömürüye, yoksulluğa ve antidemokratik uygulamalara karşı örgütlü mücadeleyi büyütmeye,

Kürdistan’ın dört parçasındaki ilerici, demokratik, sosyalist ve yurtsever güçlerle ilişkileri geliştirmek; ortak mücadele olanaklarını güçlendirmeye çağırmaktadır.

Kürt meselesinin kalıcı ve demokratik çözümü, Kürt halkının varlığının ve ulusal demokratik haklarının anayasal güvence altına alınması ve gerçek muhataplığının kabul edilmesiyle mümkün olacağını belirtir.

Bugün Kürt halkı Ortadoğu’nun siyasal ve stratejik dengelerinde göz ardı edilemeyecek bir özne haline gelmiştir. Bu tarihsel gerçek, hiçbir inkâr politikasıyla, hiçbir askeri yöntemle ve hiçbir sömürgeci ittifakla ortadan kaldırılamaz.

Aynı şekilde Kürt siyasetinin geleceği de kendi iç rekabetini düşmanlığa dönüştürmeden, ortak ulusal çıkarlar etrafında demokratik bir siyasal kültür geliştirebilmesine bağlıdır. Kürt siyasal güçleri birbirlerini tehdit olarak görmekten vazgeçip, esas tehdidin sömürgeci politikalardan kaynaklandığı bilinciyle hareket ettikleri ölçüde, bugünkü güvensizlik ortamı yerini demokratik rekabete ve kalıcı iş birliğine bırakacaktır.

Parti Meclisimiz, önümüzdeki dönemin hem büyük riskler hem de önemli tarihsel fırsatlar içerdiğini değerlendirmektedir. Ortadoğu yeniden şekillenirken Kürdistan da yeni bir döneme girmektedir. Bu süreçte halkımızın geleceğini belirleyecek olan, dış güçlerin tercihleri değil; Kürt halkının örgütlü mücadelesi, ulusal demokratik dayanışması ve emek eksenli siyasal hattının güçlenmesidir. Tarih, en zor dönemlerde en büyük sorumluluğu örgütlü mücadeleye omuz verenlere yükler.

KKP, bu tarihsel sorumluluğun bilinciyle Kürdistan halkını, işçi sınıfını, emekçileri, kadınları, gençleri, aydınları, sanatçıları ve bütün demokratik güçleri ulusal demokratik haklar, özgürlük, eşitlik, sosyal adalet ve sosyalizm mücadelesini büyütmeye çağırmaktadır.

Kürdistan Komünist Partisi

Parti Meclisi

02 Temmuz 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir