
13 Mart 1982 sabahı, 12 Eylül Darbesi rejimi, üç genç komünist işçiyi idam sehpasına götürdü. Seyit Konuk, Necati Vardar ve İbrahim Ethem Coşkun, Buca Cezaevi’nde asılarak katledildiler. Onlar, yalnızca devrimci oldukları için değil; örgütlü işçi sınıfının sosyalizm mücadelesini temsil ettikleri için hedef alındılar.
Aradan geçen yıllar, onların neden idam edildiğini daha açık biçimde gösterdi. O günün askeri rejimi ve onun simgesi haline gelen isimler – başta Kenan Evren – işçi sınıfının örgütlü gücünü kırmak, sosyalizm fikrini korku ve idamlarla bastırmak istiyordu. Ancak tarih, idam sehpasında korkmayanların değil; korkuyla hükmedenlerin yenildiğini defalarca göstermiştir.
Bugün dünyada ve bölgemizde emekçilerin karşı karşıya olduğu eşitsizlik, savaş ve sömürü düzeni, 13 Mart’ın yalnızca bir anma günü olmadığını yeniden hatırlatıyor. İşçi sınıfının haklarının geriletildiği, sendikal örgütlülüğün zayıflatıldığı ve halkların özgürlük taleplerinin bastırılmaya çalışıldığı bir dönemde; Seyit, İbrahim ve Necati’nin duruşu hâlâ güncel bir çağrı niteliği taşıyor.
Onların mirası yalnızca geçmişin hatırası değildir. Bu miras; örgütlü mücadeleye, sınıf dayanışmasına ve halkların özgürlük ve sosyalizm hedefi etrafında birleşmesine yapılan bir çağrıdır. İdam sehpasında dahi geri adım atmayan bu üç komünist işçi, işçi sınıfının tarihine yalnızca bir trajedi değil, aynı zamanda onurlu bir direniş sayfası bırakmıştır.
Bugün 13 Mart’ı anmak; yalnızca üç yoldaşı hatırlamak değil, onların savunduğu değerleri yeniden büyütme sorumluluğunu hatırlamaktır. Çünkü tarih gösteriyor ki, devrimci mücadele bireylerin ömrüyle sınırlı değildir. Bir kuşak düşer, başka kuşaklar bayrağı devralır.
Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun ve Necati Vardar’ı saygı ve özlemle anıyoruz.
Anıları, işçi sınıfının ve halkların özgürlük mücadelesinde yaşamaya devam ediyor.





