
Asgari ücret ve emekli maaşı açlık sınırının altında
Kürdistan Komünist Partisi Bülteni – Sayı: 6 – 28.04.2026
28 BİN TL AÇLIK SINIRININ ALTINDA: İŞÇİ AÇ, EMEKLİ AÇ!
Ekonomik kriz her geçen gün ücretlinin, emeklinin yaşam koşullarını ağırlaştırıyor. Türkiye, ekonomisinde süren kırılganlık nedeniyle Körfez Savaşı’nın ekonomik sonuçlarını en ağır yaşayan ülkelerden biri. Özellikle ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşın enerji başta olmak üzere ekonomide yarattığı baskının artması da eklenince sorunlar çığırından çıktı. Ekonomik kriz daha da ağırlaştı ve faturası yine işçilere, emekçilere yükleniyor.
Başta asgari ücretliler ve emekliler olmak üzere ücretlilerin alım gücü hızla düştü. Bu düşüş devam ediyor. Asgari ücret 28 bin TL, emekli maaşı ortalama 23 bin TL! Açlık sınırı ise 33 bin TL oldu. Küçük üretici zaten beterin beteri durumda. İşçi emekçi aniden fırlayan zam ve enflasyonla öyle ağır yüzleşti ki bu durum savaşan ülkelerden bile daha ağır yaşanıyor.
Ayrıca, bugün artık halk demekle işçi demek arasında fark kalmadı, toplum sınıfa çözülerek neredeyse tamamı ücretli işçi oldu. Öyle ki asgari ücretle çalışanların oranı toplam işçiler içerisinde %48’e, yani yarısına ulaştı! Kaldı ki genel işçi ücreti de zaten asgari ücretliden çok farklı değil. Hatta bazı alanlarda asgari ücretliden bile geri ve ağır koşullarda çalıştırılıyorlar. Sadece 2026 Mart ayında en az 148 işçi, iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetti. Çocuk işçilerinin ağır ve sosyal haklardan yoksun koşullarda üretimde çalışma sayıları her geçen gün artıyor.
Cumhur İttifakı, uyguladığı ekonomik sosyal politikalarla güç kaybettikçe hırçınlaşıyor. İşçi, emekli, küçük üretici yani ekonomik sosyal hak mücadelesini geliştiren herkese karşı saldırganlaşıyor. Emeğe ve Kürt ulusal hareketine karşı baskı ve tutuklamaları hızlandırıyor. Çünkü geleceğinden korkuyor! Yargı, işçi emekçilerin, sendikacıların ekonomik sosyal hak arayışına karşı iktidar ve sermayenin yönlendirmeleri doğrultusunda siyasal davranıyor. Öyle ki sendikacılar, doğa ve yaşam alanları savunucuları, gazeteciler, belediye başkanları haksız, hukuksuz ve tam bir keyfiyetle tutuklanıyorlar. Sendikal örgütlenme mücadelesini, maden ve enerji şirketlerine karşı doğayı ve yaşam alanlarını savunanlar işveren-polis-mahkeme kıskacında. Holding ve şirket sözcüleri isim vererek tutuklanmalarını istiyor, polis gözaltına alıp mahkemeye çıkarıyor, mahkemeler tutukluyor.
Sendikacılar, doğa ve hak savunucuları, gazeteciler ne yaptılar, neden tutuklanıyorlar? Yeni ve akla ziyan gerekçeler buldular! TCK Kanunu Madde 217 “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” ya da “sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle yanıltıcı bilgi yaymak”! Kökten yalan! Tutuklananlar halka “yanıltıcı bilgiyi” değil, işçilerin ekonomik krizin yükü altında nefes alamaz hale gelmelerine, haksız-hukuksuz ve sosyal haklardan yoksun işten atılmalara, asgari ücretin açlık sınırı altına düşmesine, doğa ile yaşam alanlarının maden ve enerji şirketlerine peşkeş çekilmesine karşı mücadele ediyorlar. Yani işçileri, halkı yaşamın gerçek sorunları üzerinde duyarlı hale getirmenin mücadelesini yürütüyorlar. İktidar ve esas yargı eğer halka, işçilere yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu işleyenleri arıyorsa TÜİK’e, hükümet yanlısı basına baksınlar.
Meselenin esası şudur; Cumhur İttifakı zaten ekonomiyi çoktandır yönetemiyor, krizi aşamıyordu. Son Körfez Savaşı’nın ekonomiye getirdiği yük de eklenince, hızla artan zam ve enflasyon baskısı altında yaşamlarını sürdüremez hale gelen işçi, emekli, küçük üreticinin artan ve artacak örgütlü tepkilerinden korkan Cumhur İttifakı çareyi hak arayanlara ilişkin baskı ve saldırıları artırmakta buldu. Hak ve özgürlük arayanlar tam bir polis devleti uygulamalarıyla yüz yüze. İktidar bloğu sadece Kürt meselesine değil kendisine karşı her tepkiye, her mücadeleye “terör” parantezinden bakıyor. Eğer Cumhur İttifakı gerçekten terör arıyorsa aynayı kendi uygulamalarına tutsun. “Terör mü arıyorsunuz? Buyurun her gün her saat yaşanan sosyal terör! Mart 2026’da 148 işçinin iş cinayetlerinde can vermesi, sanal değil gerçek. Kapitalistlerden ve siyasi temsilcilerinden er geç bunun hesabı sorulacak.”
NE EKMEKSİZ NE ÖZGÜRLÜKSÜZ: İŞÇİ VE KÜRT MÜCADELESİ OMUZ OMUZA!
Çözüm sürecinde çözümsüzlük yaşanıyor
Ekonomik sosyal alandaki sıkışma benzeri bir çözümsüzlük ve gerilim de “Milli Dayanışma, Birlik ve Kardeşlik Komisyonu”nun çalışmaları sonrası yeni çözüm sürecinde yaşanıyor. Çözüm süreci başlayalı 1,5 yıl oldu ancak devlet tarafından herhangi bir adım atılmadı. Kürt meselesini çözmek bir yana, Kürt kelimesi bile halen resmen telaffuz edilmemiş ve resmi belgelere geçmemiştir. Devlet ve Cumhur İttifakı bloğunun ve etkilerindeki basının resmi söylem ve propagandaları “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge”! İktidar bloğu ısrarla “Kürt meselesi yok, terör meselesi var” diyor.
PKK, Öcalan’ın çağrısı üzerine silahı bıraktığını pratik adımlar üzerinden ilan etmiş, “geriye dönüş yok” diyor. Kürt siyaseti bunu destekliyor ancak devlet cephesinden halen ne hukuki ne de siyasi olarak hiçbir yasal düzenleme yapılmadı. Yapılacağına dair somut işaretler de yok! Bu tutum siyasette ve halkta devlete güvensizliği derinleştiriyor.
Farklı alanlardan ayrı parti, kurum, bağımsız şahsiyetlerin tamamı bugün çözüm sürecinin ilerleyebilmesi için üç temel hedefte ortaklaşıyorlar. Bir, hukuki adımların geciktirilmeden yasallaştırılması. İki; demokratikleşme adımlarına ilişkin yasal düzenlemelerin içeride ve sınır ötesinde herhangi bir ön koşula bağlanmadan çıkarılması. Üç; siyasal çözüme ilişkin Anayasa’nın 66. ve 42. maddelerinin yeniden düzenlenerek Kürt milletinin varlığının resmen tanınması ve ana dilde eğitim gibi somut ulusal demokratik taleplerin yasallaştırılması.
Cumhur İttifakı yetkilileri bu talepler üzerine düşünüp kendi pratiklerini sorgulayacaklarına, talep ve hedefleri savunanları “ayrılıkçı Kürt milliyetçiliğini körüklüyorlar” diyerek tepki gösterip saldırıların hedefi haline getirdiler. İşte çözümsüzlükte ısrar budur. Silah bırakma kararını savunan, yasal-meşru zeminde ve ana dilde eğitim ile Anayasa’da Kürt varlığının tanınması gibi en demokratik, insani talepleri savunmayı “ayrılıkçı milliyetçi”, “süreci provoke eden tutumlar” olarak damgalamak çözümsüzlükte ısrardır.
Demek ki “düz ovada siyaset yapın” çağrı ve söylemleri propagandadan ibaretmiş. Demek ki devlet, Kürt siyaseti silahlı mı silahsız mı mücadele ediyor? Buna değil, ne istediklerine bakıyor; çünkü Kürt halkının anayasa değişikliği talebini bile “ayrılıkçı milliyetçilik” görüp hedef alıyor. Ayrıca Cumhur İttifakı’nın, özellikle de AKP’nin, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adı altında sürdürdüğü çözüm sürecini, Kürdistan meselesi gibi 170 yıllık köklü meseleyi çözmek yerine seçim kazanmanın aracı haline getirme tehlikesi beliriyor. Silahların bırakıldığı süreçte Kürt meselesini çözmenin adımlarını atmak yerine meseleyi bir partinin seçim aracı haline getirmek siyasi körlüktür ve çözümsüzlüğü ağırlaştırır.
“Osmanlı’da oyun bitmez” denirdi. Cumhuriyet rejiminde de Kürt meselesinde adım atmamak için bahane üretme, oyalama çok ama artık bütün bunların manevra alanları daraldı, sonuna gelindi. Eğer çözüm süreci varsa somut adımlar geciktirilmeden atılmalı.
Çözüm İran’a demokrasi, Kürdistan’a özerkliktir!
ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşta ilan edilen 15 günlük ateşkesin kalıcılaşması başta Doğu Kürdistan ve Kürdistan Federal Bölgesi olmak üzere bölge halklarının yararınadır. Hürmüz Boğazı’nın savaş olmadan petrol gemilerinin geçişine açılması ateşkesin kalıcılaşması yolunda olumlu bir adım.
Ateşkes yürürlükteyken bile Kürdistan Federal Bölgesi’ne saldırıların olması düşündürücü. Demek ki teokratik rejim ile diğer sömürgeci rejimlerin esas dertleri bu süreçte Doğu Kürdistan halkının statü elde etmelerini engellemek. Sömürgeci ve statükocuların halklar, inançlar ve kadınlar hapishanesi teokratik rejim ile esasta bir dertleri yok! Varsa yoksa dertleri, Kürtler ulusal demokratik haklarını elde etmesin! Özelde bugün Doğu Kürdistan statüye kavuşmasın. Teokratik rejim ile sorun yaşayanlar bile ayakta kalmasını destekliyorlar; çünkü rejim yıkılırsa Doğu Kürdistan özerkleşir diye korkuyorlar.
İran’da barış ve istikrarın anahtarı, İran’a Demokrasi, Kürdistan’a Özerklik! Başta Kürt halkı ve tüm ezilen halkların ulusal kaderini tayin hakkını ve kadının özgür yaşam hakkını tanıyacak, inanç grupları üzerindeki baskıya son verecek, esnaf ve küçük üreticiye nefes aldıracak yeni anayasa ve buna dayalı yeni rejim gerekli. Çözüm bu!
KKP olarak işçilere, yoksullara, halkımıza çağrımız şudur:
Artan işten atmaları, iş cinayetlerini, ücretlinin sırtına yüklenen ağır vergi yükünü, baskı ve tutuklamaları engellemenin tek yolu var; işçi emekçilerin Kürt halkının ulusal özgürlük mücadelesiyle omuz omuza örgütlü mücadeleyi geliştirmeleri. İşçi sınıfının tarihi misyonunu üstlenebilmesi ancak ve ancak örgütlü politik bir özne haline gelmesiyle mümkündür. Yaklaşan 1 Mayıs’ta bu hedefler uğruna örgütlü mücadeleyi büyütebilmek için sokakta, fabrikalarda her alanda çalışmayı yürütelim.
Halkımıza ve dostlarına çağrımız; teokratik rejim kendini toparladığında ilk olarak Doğu Kürdistan güçlerini hedef alma tehlikesi bugünden görünüyor. Bu tehlikeye karşı Doğu Kürdistan güçlerinin “Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı”nı koruyarak hazırlıklı olmaları ve dört parça Kürdistan ile Kürt halkının dostları Doğu Kürdistan ile dayanışmayı geliştirmelidirler.
Kürdistan Komünist Partisi Bülteni – Sayı: 6 – 28.04.2026 / PDF Formatından okuyun





