Zilan Katliamı'nı Unutmadık, Unutturmayacağız!

13 Temmuz 1930 tarihinde Milliyet gazetesinde yayımlanan çizimde, Zilan Deresi ve Süphan Dağı önünde bir askerin isyancının kafasına dipçikle vurduğu tasvir ediliyor.

12 Temmuz 1930'da on binlerce Kürdün katledildiği Zilan Katliamı'nın 96. yılında, inkâr siyasetine karşı ulusal birliğin gerekliliğini haykırıyoruz. Tarihten ders almayanlar, tarihi tekrarlamaya mahkûmdur.

12 Temmuz 1930. Geliyê Zîlan’ın suları, bir daha hiç akmayacakmış gibi durdu o gün.

On binlerce Kürdün can verdiği o kara sabahı, yüreğimizde taze bir yara gibi taşıyoruz. Kaybettiklerimizin acısı ne zamana karışır ne de unutuşla solar. Bizler, bu toprakların evlatları olarak, o gün yaşamını yitiren her bir kardeşimizi saygıyla anıyor; geride kalan ailelerin onlarca yıldır süren yangınını yüreğimizde hissediyoruz.

Halkımıza bir kez daha başsağlığı diliyor ve bu acının kolay dinmeyeceğini biliyoruz.

Zilan, bir katliamdan çok daha fazlasıdır.

O, sömürgeci devletin Kürt halkına yönelik inkar ve imha siyasetinin en kanlı, en utanç verici halkalarından biridir. 1929’da alınan o soğuk ve hesapçı kararın ardından, 7. ve 9. Kolordular havadan ve karadan ateşe başladığında, ortada ne bir adalet ne de bir vicdan vardı. Yüzlerce köy küle döndü, on binlerce insan toprağa değil, tarihin karanlık dehlizlerine gömüldü. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi’nde utanmadan yazılan o tek cümle -“Zilan deresi lebalep cesetle dolmuştur”- aslında bir itiraftı. Ve o itiraf, bugün hala tazeliğini koruyan bir suç belgesi olarak duruyor karşımızda.

Koçgiri’den Zilan’a, Dersim’den günümüze uzanan çizgi, tekçi ve inkârcı devlet anlayışının değişen taktiklerle sürdürdüğü aynı politikadır.

Zaman zaman katliamlar yerini başka baskı araçlarına bırakmış; sürgünler, yasaklar, dil ve kimlik üzerinden yürütülen sessiz bir savaş başlamıştır. Ama hiçbir dönemde, Kürt halkının ulusal ve demokratik haklarını tanıma yönünde samimi bir adım atılmamıştır. Zira o zihniyet, kılıfını değiştirse de özünü asla değiştirmemiştir.

Bugün ise Ortadoğu baştan aşağı yeniden şekillenirken, aynı tablonun güncellenmiş bir versiyonuyla karşı karşıyayız.

Bölge devletleri, kendi aralarındaki çelişkilerde birbirlerine düşman kesilirken, iş Kürt halkının kazanımlarına ve statüsüne geldiğinde hemen ortak bir paydada buluşuyorlar. Uluslararası masalarda, bölgesel pazarlıklarda Kürtler ya bir koz olarak kullanılıyor ya da tamamen denklemin dışında bırakılıyor.

Bu manzara bize acı bir gerçeği haykırıyor: Zilan’daki tehdit geçmişte kalmadı; hala buradayız ve tehdit hala taptaze.

Peki Zilan’ın bize bıraktığı en büyük ders neydi?

Çok basit ama çok acımasız bir denklem: Ne kadar bölünmüşsek, o kadar kırılganız. Ne kadar bir olursak, o kadar dayanıklıyız. Ulusal birlik ve ortak irade, bizim için romantik bir özlem değil; geleceğimizi güvence altına almanın olmazsa olmaz koşuludur. Bu bilinçle hareket etmedikçe, tarihin o kanlı sayfaları yeniden yazılmaya adaydır.

Buna karşı tek silahımız, Kürtler arasındaki dayanışma ve ortak demokratik ittifaklardır.

Dışarıdan kurulan tüm o ince hesaplar, ancak biz aramızdaki bağları sıkılaştırdığımızda boşa çıkacaktır. Ne emperyalist oyunlar ne bölgesel pazarlıklar, kenetlenmiş bir halkın karşısında uzun ömürlü olabilir.

Bugün, 12 Temmuz 2026’da, Zilan’da can verenleri saygıyla anarken; özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi, bizler nefes aldıkça devam edecek.

Ve biliyoruz ki, bu mücadele er ya da geç zaferle taçlanacaktır.

Başta Zilan şehitleri olmak üzere, tüm yitirdiklerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.

Kürdistan Komünist Partisi (KKP)

12 Temmuz 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir